bana göre o, engizisyondan kaçıp yüzlerce yıl saklanmış, sonunda benim doğumumla beraber lanetim olmuştu. daha engizisyon kelimesini değil yazmak, söyleyemediğim zamanlarda bile bunun farkındaydım. her şey adını, yıllarca nefret ederek taşıyacağım bir yük olarak bana vermesiyle başladı.. sonra da yıllarca ve bonkörce kelimelerini...
güzel bir kadındı-ki bana vermediği tek şey yaş almayan güzelliğiydi. yüzlerce yıl önce sapsarı olduğu anlaşılan, bukleli beyaz saçları örtüsünün altında asla durmazdı. zamanın bükemediği teni ve mavi-yeşil gözleriyle gerçekten alımlıydı. ilk gördüğünüzde sevimli yaşlı bir tonton olan bu kadından nasıl bu kadar nefret edebildiğime şaşırabilirsiniz. kolay değildi gerçekten de, yıllar aldı.
sanırım liseden çok önceydi, onun 'kadın'dan yana olmadığı farketmem. evet evet, gerçekten, tüm benliğiyle kadınlara,tabi ki kendi dışında, karşıydı. giyimleri, saçları, tavırları, konuşmalar tüm kadınların, ya eksikti ya da fazlaydı; ayıptı, çirkindi ve mümkünse yok edilmesi, bastırılması gereken şeylerdi.
''kız dediğin ipek mendil, leke değerse çıkmaz.'' sanırım bu sözü hayatım boyunca unutmayacağım. ben büyürken, kadın olmaya, birey olmaya, kendimi tanımaya çalışırken o kadar çok söyledi ki bunu, onu dinlerken kelimeleri duymuyor, ağzından akan irini, dökülen kurtları görüyordum adeta. tiksinmem o kadar fazlalaşmıştı ki, sonunda o ağızla beni yanaklarımdan öptüğünde midem bulanıyor, gizli gizli yüzümü yıkamaya kaçıyordum.
bir cadı olduğuna inancım, komşu sohbetlerinde herkesi hor görerek ve hak bulduğu saltanatını pekiştirerek konuşurken o, daha çok pekişmişti. ''yamakların kızıydı rahmi'nin kız diye bulup geldiği. ondan karı mı olur? kapımızda uşak idi onlar hep. rahmi o sene iktisata gidecek. duyduk ki yolaltındaki kuyunun orda buluşurlarmış. valla yalan olmasın geçmiş gün, gattirinin anasıydı herhal, kopma büyüsü yaptırmaya gittik giritliye. okudu üfledi tevceğin avrat, o suyu içirdik bizim oğlana. oymuş ya, bi daha dönüp baksın? yamamışlar kelhayrinin oğlana sonradan. kanı bozuk bunlar. bunlardan adam olsa ne olacak, kapımızda uşaktı bunlar hep...''
tacı, tahtı kibir olan bu kadın, hayatımda yaptığım çok yanlışın anahtarı olarak durur sandığımda. ne yapsam ne etsem kibrine yenik düştüm hep. hayır, ona kendimi sevdirmeye çalıştığımdan değil; onu kendimden uzak tutmaya çalıştığımdan. ama hep bir yerlerden çıktı sanki hayatımda yaptığı büyüler, döktüğü kurtlar. kibri yapış yapış ellerimde kaldı.
sevgili teyzem, varlığı çevresindeki bütün insanların hayatına kök salıp hepsini ezen, geçtiği yerde yeşil dal bırakmayan bir fırtınaydı. etrafındaki bütün kadınları mutsuz etmeyi başarabildi ve hala da yapıyor. varolma sebebinin bu olduğuna yürekten inanıyorum. hepimizin bir tarafını sakat bırakan bu ortaçağ cadısı, bizden yüzyıllar sonra da aynı pencerede oturup, en büyük silahı olan acımasız diliyle gelip geçen kadınları vuruyor olacak.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder