Geçen yaz, hazır Taht Oyunları serisini bitirmişken ve elbette devamını sabırsızlıkla beklerken, yıllar evvel bir kaç kitabını okuduğum Tess Gerritsen'in tüm kitaplarını okumaya karar verdim. Pek bilinçli bir seçimle sıralamasam da, sonradan okuduğum kitaplarının çoğunun Rizzoli&Isles serisinden olduğunu farkettim ve bu kitaplar üzerine yazmaya karar verdim. Önce kitapları kısa kısa özetleyeceğim, ardından da kendimce yorumları ekleyeceğim. Hatta bir adım öte gidip dizisiyle karşılaştırmaya çalışacağım. Ağır spoiler içeren bir yazı olacağını baştan belirtmem gerek....
Adı üstünde, seri olan kitapları incelemeden evvel, tüm kitaplarda can bulan karakterlere bir göz atalım.
*Jane Rizzoli: Serinin ilk kitabı 'Cerrah'ta (2001) 33 yaşında, Boston Cinayet Masası Dedektifi olarak karşımıza çıkar Rizzoli. Bundan sonraki kitapların, Maura Isles ile birlikte en büyük kahramanı olacak bu kadın dedektif ufak tefek, köşeli çeneli, siyah bukleleri darmadağın ve zor zapt edilen biridir. Giyimi özensiz ve maskülendir, kendini saklamayı tercih eder çünkü beğenmez. Zaten erkeklerin dünyasında dişiliğe yer yoktur ona göre, çünkü kadın olmak gerek ailesinde, gerekse cinayet masası gibi 'sert çocukların oynadığı bir yerde' başına bela olmaktan başka işe yaramaz. O da mümkün olduğunca kadın olmadan polis olmaya çalışmaktadır.
Burada bir parantez açıp diziye göz atacak olursak daha farklı bir Rizzoli çıkar karşımıza. En azından onca kitapta gözümde oluşan karakterden sonra beni epey şaşırtmıştı oyuncu seçimi. Angie Harmon oldukça güzel bir kadın ve hemen kendini sevdiren bir karakter yaratmış dizide. Zaten yadırgadığım şey tam da buydu. Kitaplarda anlatılanın aksine uzun boylu, yine maskülen olmasına rağmen köşeleri törpülenmiş bir karaktere sahip, daha sosyal ve bence en önemlisi espri anlayışı olan bir Rizzoli var dizide. Kitaplarda daima okuyucuyla arasına bir nebze mesafe koyan soğukluğu kaybolmuş. Diyeceksiniz ki dizinin gelişimi açısından böyle olmalı, eyvallah. Hoş, evlenip barklandığı zaman da aynı şaşkınlıkla karşılamıştım ama neyse.
(Bu arada dip not olarak geçmeliyim ki, dizide Rizzoli'nin giydiği tişörtlerin hastasıyım evet.)
*Maura Isles: Serinin, diziye de adını veren ikinci kadın kahramanı. Kırklı yaşlarına yaklaşmış Dr. Maura Isles, adli tıp uzmanıdır ve kitaplarda/dizide otopsi uzmanı olarak görev yapmaktadır. İşine takıntı derecesinde bağımlı, ölülerle çalışmanın yaşayanlarla çalışmaktan daha güvenilir olduğunu düşünen, maddi durumu oldukça yüksek bayan doktorumuzun bundan sonraki özellikleri kitaplarla dizi arasında yine farklılık göstermeye başlıyor. Serimizde Dr Isles siyah küt kesilmiş saçları, beyaz teni ve daima kıpkırmızı rujlarıyla soğuk bir cazibe merkezidir. Çevresindekiler kendisini 'Ölüler Kraliçesi' olarak adlandırır. Dizide ise Sasha Alexander tarafından canlandırılan Isles bırakın buz gibi bir cerrahı, kanka olunası insanların başını çekiyor.
Yine işkolik, ama bu sefer moda ikonu, gösterişli ve tam bir aristokrat var karşımızda. Buna rağmen zekası toplumun geri kalanıyla arasına ilginç bir zar örtmekte; Dr Isles hep daha farklı, biraz safça iyi niyetli, daima bilimsel ve dahi hayata karşı. Dış görünüşü de kitaplara göre oldukça yumuşatılmış, bıcır bıcır sevimli ve hoş bir hatun çıkmış ortaya. Ben şahsen dizideki Isles'ı çok seviyorum ama yine de kitaptaki buz kraliçeyi izlemeyi tercih ederdim.
Kendisi de bir doktor olan yazar Tess Gerritsen şu blog yazısında , Dr Isles karakterini yaratırken kendisinden çok şey kattığını söylüyor. Herşeyden önce hayata bakış açısı, inançları, duruşuyla kendisini anlattığını söyleyen yazar, 'ne zaman biyografik bir detay verecek olsam, kendi hayatımı referans alıyorum.' diyor. Fakat kendisinin de belirttiği gibi Isles aslında 'sıkıcı' bir karakter olarak doğuyor. Çünkü hayatının temelinde mantık var, her adımı önceden hesaplanabilir birisi. Ama ilerde değineceğimiz gibi 'Mefisto Kulübü' doktor için kırılma noktası oluyor ve hayatı kontrolünden çıkıyor.
Son olarak söylemeliyim ki, Tess Gerritsen kendisini sıkıcı bulsa da, Maura Isles Rizzoli'den çok daha derin ve ilgi çekici bir karakter benim gözümde. Rizzoli her ne kadar kestirilemeyen deli dolu yapısıyla eğlenceli olsa da, çok katmanlı bir karakter değil. Hayata karşı sert duruşu bile klasik anne-kız anlaşmazlığından ve kıskançlıktan geliyor. Isles ise bütün ihtişamına rağmen yalnız bir kadın. İkiz Bedenler'le birlikte geçmişini de öğreniyoruz ve nazarımda en enteresan Tess Gerritsen karakteri oluveriyor kendisi . Bu konuyla ilgili ayrıntılara kitap özetinde ayrıca değineceğim.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder